Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et

Go Back   Unisof | Kadın, Diyet, Moda, Astroloji, Gebelik, Güzellik, Cinsellik > Kültür ve Sanat > Sinema&Tiyatro

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 06-06-2008, 11:46
Administrator
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 96
Standart Tabanca | Revolver (2005)

2005 yapımı Guy Ritchie filmi "Tabanca" ("Revolver") senaryosundaki Luc Besson ve Guy Ritchie imzaları ve aksiyonların vazgeçilmez oyuncularından Jason Statham'la...

Guy Ritchie, erkeklerin dünyasını, bir nevi güç dengelerinin dağılımını hafif ironik bir yapılandırmayla seyircisine sunan yönetmenlerden biri. Her ne kadar son zamanlarda bu çizgiden uzaklaşmış gibi görünse de "Tabanca", o bildiği ve anlatmayı sevdiği dünyaya tekrar döndüğünü müjdeler gibi. Ancak, filmi izlediğinizde madalyonun bir yüzünün hiç de böyle olmadığını anlayabiliyorsunuz. Evet, görünen tarafta, daha önce birlikte çalıştığı ve bu dönem sinemalarımıza epeyce konuk olan Jason Statham ve gangster dünyası filmleriyle akıllarda iyice yer edinen Ray Liotta gibi isimler var ve bu isimlerin çağrıştırdıkları hepimizce malum. Örneğin onlara mal olan ekran personaları, izleyeceğimiz filmin "sert erkeklerin dünyası"nda geçeceği ve hayli hızlı bir film olacağı izlenimini veriyor. Tabii, Guy Ritchie ve Luc Besson isimleri de cabası. Yukarıda dediğimiz gibi bu madalyonun bir yüzü. Filmi izlediğimizde diğer yüzü epey zorlama bir şekilde filme yedirilmiş haliyle kekremsi bir tat bırakıyor belleklerde. İlkin başrolde Statham'ın canlandırdığı Jake karakterinin yaşadığı içsel hesaplaşmalar, hapisten çıkan bir insanın kendini bulma çabaları gibi gözükse de, gittikçe yoğunlaşan ve insanı basbayağı sıkan iç sesin durmaksızın vecize misali laflar etmesi ve bunları tipik felsefe kuramlarına bağlamak istemesi insanı çileden çıkarmaya yetiyor. Çünkü bu felsefik yapı -veya mistik demek daha doğru olur sanırım- filmin içeriğiyle biçiminin uygunsuzluğunu su yüzüne çıkarıyor. Filmin yapı taşları...
Yukarıda uygunsuzluk demişken bu uygunsuzluğun boyutlarını biraz açalım. Jake, hapishaneden çıkmış ve kendisine yedi seneye mal olan adamdan (Ray Liotta) intikamını almak için adeta saatleri sayıyor. Tabii biz bunu elbet gerçekleştireceğini, en azından iki erkeğin bir şekilde karşılaşacaklarını biliyoruz. Nitekim karşılaşıyorlar ve gayet şık bir şekilde Jake beklenen hamleyi yapıyor. Buraya kadar zaten tipik bir filmin tipik hareketleriyle karşı karşıyayız, fakat bu rahatsızlık vermiyor. Çünkü biz zaten böylesi bir filmi bekliyoruz, anlatılan hikâyeye, çalışılan oyunculara ve ekibe baktığımızda bu beklentinin veya sonucun aşikâr olduğunu görebiliyoruz. Ancak her şey bundan sonra tuhaflaşmaya başlıyor. İlkin Jake birtakım tuhaf insanların tuhaf tekliflerine maruz kalıyor ve ona devamlı eşlik eden iç sesin yardımıyla insanı bunaltan ve devamlı vecize söyler edasıyla gezinen biri haline dönüşüyor. Zaman ilerledikçe gün gibi aşikâr olan birtakım gelişmeler filmde yavaş yavaş verilmeye başlandıkça film temposunu yitiriyor ve daha bunaltıcı hale dönüşüyor. Adeta bitmesi için dakikaları sayar hale geliyorsunuz. Ve tüm bunlar, birtakım öğretileri iletmek amacıyla senaryoya zorlama bir şekilde yedirilen iyinin ve kötünün savaşımı (içsel boyutta) klişesi yüzünden meydana geliyor. Tabii bu klişe, film normal seyrinde devam etse göze batmayacak ve film de ortalama bir suç filmi kontenjanından sempati bile toplayabilecek. Ama özellikle "ego" savaşını gündeme getirmesi ve bunu en olmayacak bir içerik ve biçimle anlatmaya çalışması filmin saçmalama boyutuna gelmesine sebep oluyor.
Ben senim...
Filmin esaslı bir şekilde üzerinde durduğu replik bu: "Ben senim." Bu, filmde egonun sesi olarak tarif ediliyor ve karakter "sen, ben değilsin" dediği zaman bir aydınlanma yaşıyor, korkularıyla yüz yüze geliyor. Aslında bu, insanın iç benliği ve çevresiyle ilişkilerini düzenleyen öğretilerin temel meselelerinden biri. Ancak böylesi bir filmde bu izlek fazla yapay kalıyor. Hatta gülünesi bir boyuta bile geçebiliyor.
Bu arada film boyunca kötünün kötüsü diye tarif edilen Sam Gold ismi yeni bir Kayser Soze mi yaratılıyor sorusunu akla getirmiyor değil. Zaten filmin "Olağan Şüpheliler"den beslenen yönleri var. (Hikâye ilerledikçe tersine okunabilen ipuçları, filmin sonunda yaşanan uyanma hali vs…)
Kimler İzlemeli?
Jason Statham hayranları.
Bulmaca çözmeye davet eden filmlerden hoşlananlar.
Ne olursa olsun Guy Ritchie'yi özleyenler. Kimler İzlememeli?
Tipik bir suç filmi bekleyenler.




Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 06-06-2008, 11:47
Administrator
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 96
Standart

Guy Ritchie "Tabanca"da yine suçluların dünyasına uzanıyor. Zaman zaman eğlenceli anlar taşısa da, 'felsefi' derinliğe sahip, sürekli büyük laflar eden karakterleriyle filmden çok sesli ve görüntülü bir kitabı andırıyor.

Dolandırıcının formülü oldukça basittir: İnsanları, kendi hırslarını kullanarak baştan çıkartmak. Ancak atlanmaması gereken bir nokta vardır ki, o da dürüst insanları dolandırmanın ne kadar zor olduğudur. Esas iş, bu entelektüel içeriği alarak onu heyecanlı ve hareket dolu bir anlatımla süsleyip, esasında pek de ilginç olmayan bir hikâyeyi, ilginç hale getirmektir."

Bu düşünceden ilham alarak ortaya çıkan ve insanın en büyük rakibinin kendisi olduğunu anlatmaya çalışan bir hikâye etrafında dönüp dolaşıyor "Tabanca". Dönüp dolaşıyor diyorum, çünkü Guy Ritchie tutarsızlıklar içinde adeta kendini kaybediyor. Yaklaşık 80 dakika boyunca hangi tür izlediğini merak ediyor insan. Kendinizi kısım kısım eğlenceli bir örgüde, bazen bir dramın içinde, bazen de sesi gayet fazla gelen 'Moonlight Sonata' eşliğinde bir müzikalin ortasında hissetmek mümkün olabiliyor. Ancak bunların bir temel üzerine kurulmadığı ve sanki değişiklik olsun diye yapıldığı, dakikalar ilerledikçe, oldukça dağılan ve ne anlatmaya çalıştığı belirsiz hale gelen konu sayesinde apaçık gözler önüne seriliyor. Bilgelik zırvası
"Tabanca", açıkçası tam bir bilge çöplüğü. Dolandırıcılardan tutun dolandırılanlara kadar bütün karakterler felsefi derinliğe sahip insanlar. Kimse normal cümlelerle konuşmayı seçmiyor nedense. Ağızdan ağza dolaşan büyük laflar sayesinde, herkes karşısındakine bir hayat dersi veriyor ve her seferinde ders alan kişinin, etkilenmiş, ancak aynı zamanda düşünen suratı, resmen gözümüze sokuluyor.
Ayrıca bu yerinde ağır, ancak filmde hafif kalan cümlelerin sayısız tekrarının neden yapıldığı üzerinde düşünürken, Jake Green'in (Jason Statham) dışarıdan, film boyunca kendi psikolojisini ve olayların gelişimini anlatmasıyla beraber sanki birisinin sesli sesli kitap okuduğu hissine kapılabiliyor insan.
Ritchie kırıklığı
Ritchie'nin, 1998'de "Ateşten Kalbe Akıldan Dumana" ("Lock, Stock and Two Smoking Barrels", 1998) ile başladığı, 2000 yılında "Kapışma" ("Snatch") ile zirveye çıktığı, suçluların dünyasını ince bir mizah anlayışıyla inceleyen kamerası, "Tabanca"da resmen ne yapacağını şaşırır vaziyette gözüküyor. Fazla meraklı bir kapı komşusu gibi her yere saldırıyor kamera. Ancak her yerden elleri boş dönüyor.
Guy Ritchie, ilginç bir şekilde bu filmde mesaj vermeye çalışmadığını söylüyor fakat aksine her replikle beraber, "ben buna işaret ediyorum, bu mesajı veriyorum, duymadınız mı, bakın bir daha söyletiyorum" gibi cümleleri arkadan fısıldıyor adeta. Üstelik bu da yetmiyor, sözde bölümlere ayırmak için, her cümleyi film süresince bir de yazıyla izleyenlere okutturuyor.
Bir satranç muhabbetidir ki baştan sona devam eden, gerçekten akıl almaz boyutlara ulaşıyor. Bazı düşüncelere göre satranç taşlarının her biri hayattaki karakterlerden birini temsil ediyor olabilir, ama filmin içindeki karakterler satranç taşları üzerinden büyük bir genellemeyle kodlamaya kalkışılınca, bütün malum dallarda başa gelen şey yine karşımıza çıkıyor ve dal kırılıyor. Çünkü ne olaydaki karakterler, ne de hayat, böyle genellemeler yapmaya müsait bir olgu değil. Yaşamlara etki eden bütün harici değişkenleri yok sayıp, birisine vezir, şah veya piyon demek gibi bir lüksün olmadığı apaçık ortada.
Evet, insanlar derdini anlatmak için resim yapar, kitap yazar, film çeker ancak bu derdin anlatımında izlediğin yol, -ki bu, Ritchie'nin "Tabanca"da gittiği istikametin tam tersinde kalır-, sanat eserini bir 'ağıttan' ayıran temel unsurdur.
Kimler İzlemeli?
Amansız Guy Ritchie hayranları.
'Çok konuşan' filmleri sevenler. Kimler İzlememeli?
Filmlerin derdini diyaloglarla değil sinematografik unsurlarla anlatması gerektiğini düşünenler.
Mesaj kaygılı filmlerden hoşlanmayanlar.


Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
(2005), revolver, tabanca

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:36.

Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by D-Z0N3 3.1.0 ©2008, company, Inc.
Tavsiye Ettiklerimiz Kadın | Pembe Diziler | Dini Sohbet | Sohbet | Sesli Sohbet | Sohbet Odaları | oyna | Televizyon Camiası Hakkında Bir Site | Eğlence Forum | PaylasimDenizi | sonsuzpaylas